![]() |
|---|
|
|
EĞİTİME FARKLI BİR BAKIŞ
Yazarı : Selim AYDIN Yayınevi : TÖV Baskı : İzmir / 1993 / 244 shf. BUGÜNKÜ EĞİTİM SİSTEMİNE GENEL BİR BAKIŞ Bugünkü Eğitim Sistemimize Kritik Bir Bakış. Ezbere dayalı olan öğretim sistemimizde bilgi yüklenilmesi
ağırlıktadır. Özellikle bilgi yükleme. İlköğretimde, çocuk kendine yabancı
olan bir yaygın bilgiden mesul tutulmakta. Özellikle düşünmeye yer
verilmeyen, araştırmaya yönlendirmeyen eğitim sistemi ilkokuldan üniversiteye
kadar öğretmenin söylediklerini ezberlemeye, imtihanlarda nakletmeye
yönlendirilen öğrenci ilmi düşünmeyi gerçekleştirememektedir. Öğrenci, bilgi yığılan bir nesne olmaktan çıkarılıp, anlama
ve bilgi üretme dönemine giren bir özne vasfını kazanınca daha ilkokuldan
başlayarak ezberlemeye değil; anlamaya yönelik bir eğitim gördüğünde, yüksek
öğretim sırasında artık yalnız öğretim üyesinden birşeyler öğrenen kişi
olmaktan çıkıp, kendisi de birşeyler inceleyen araştıran, derse katkıda
bulunan bir kişi olacaktır. Toplumumuzda Kişilik Gelişimi ve Eğitim Bugün ileri toplumlarda çocuğa aile zenginliği veya onun
statüsü değil, güven duygusu, beceri ve sorumluluk kazandırılmakta. Çünkü
‘Kendisini yönetmeyen aciz ve güvensiz insanı, başkalarının kuralları
yönetir’. Çocuk değişmez bir zeka ile doğmaz. İlmi çalışmalar zekanın en
hızlı şekilde 8 yaşından önceki dönemde geliştiğini ortaya koymuştur. Çocuğa
kendine ifade fırsatı verildiği ölçüde gelişir. Küçük yaştan itibaren ona
kendine has fikirlere sahip olması ve düşüncelerini belirtmesi için yardımcı
olmalı. Yapılan anketler, üniversitede okuyan gençler arasında yüksek oranda
yetersizlik ve güvensizlik duygusunun var olduğunu göstermektedir. Çocuk deneyerek daha kolay öğrenir. Gençlerimiz hep
‘yanılmak korusu’ ile pasif ve çekingen kalmıştır. Bunun da sebebi çocukların
hata yapmalarının da onlara güven duygusunun verilmeyişidir. Emeğin ve
çalışmanın takdir edilmediği bir toplumda gençlere sürekli ‘çalışın’ demenin
hiçbir pratik değeri yoktur. BUGÜNÜN DÜNYASINDAKİ DEĞİŞİK EĞİTİM Okulu başarılı yapan şeyler sadece para ve emekle satın
alınan veya yaptırılan, güzel binalar ve kaliteli eğitim teknolojileri değil,
aynı zamanda öğretmene, onun yetişmesine ve problemlerini çözmesine önem
veren zihniyette insanların olması ve paranın öğretmen için harcanmasıdır.
Bugün Japonya ve Almanya, okullarında öğrenci başına, A.B.D.’den % 50 daha az
para harcamakta. Bununla birlikte birçok konuda A.B.D.’den daha ileri
seviyededirler. A.B.D. binalara ve yönetime daha fazla para harcarken,
Japonya ve Almanya Yönetim ve binalardan ziyade, öğretmen maaşlarına daha
fazla ödemekte. Osmanlı medreselerinde hocalara günde 50 ile 100 akçe
talebelere de 7 akçe burs verip sosyal hayatlarını garantiye almıştır. Bütün
eğitim elemanlarının yeme ve içmeleri bedavaydı. (O devirde birkaç akçe ile
bir koyun alınmakta idi. Bugünle kıyasını varın siz yapın.) Ayrıca eğitim sistemleri kaliteli olan ülkeler, öğrencileri
daha fazla tutarlar. Mesela, Japonya’nın öğretim süresi bir yılda 240 gün,
Almanya’da 210 gün, Türkiye’de ise yaklaşık 180 gündür. Dünyada matematik öğretiminde en iyi olan Hollanda’da farklı
ve ilgi uyandırıcı yapıdaki cisimler derste kullanılır. Gerçek dünyadaki
cisimler derste de kullanılır. Çocukların öğrendikleri şeyler onların
hayatlarıyla bağlantılıdır. Bilimi, teknolojiye aktarmada en iyi olan
Japonlar, diğer ülkelerle kıyaslandığında, avukattan, hukukçudan fazla
mühendis ve teknik eleman yetiştirirler. Japonlar Osmanlı’ların Enderun mektebindeki uygulama
ağırlıklı eğitimi benimseyip tatbik etmektedir. Yeni Zelanda’lılar okuma ve
anlama kabiliyetini en iyi gerçekleştirenlerdir. Yeni Zelanda’lıların bu
metodu, Osmanlı medreselerinde tatbik edilen metoddur. Öğretmen eğitiminde en başarılı olan Almanya’da öğretmenler,
rahat şekilde orta sınıf seviyesinde maaş alırlar ve haklar verilir; ağır bir
eğitimden geçirilir. Mesela, Almanya’da bir müzik öğretmenin müzikde veya
İngilizce’de master alması mecburidir. Enderun Mektebi Enderun mektebi Osmanlı’daki üstün beyin gücünün eğitimi
için kurulan 21. asra girerken, ülkelerin benimsediği, hedeflediği eğitim
modelinin pek çok yönünü ihtiva eden eğitim müessesesidir. Yeni
Zelenda’lıların örnek aldığı eğitim sisteminde öğrenciler yaşlarına göre
değil, ilerleme hızlarına, anlama ve kavrama seviyelerine göre
gruplandırılırdı. Sınıflar 15’er kişilik olup, her 15 kişiye bir sınıf
öğretmeni atanırdı. yine Yeni Zelenda’lılara belletmen sistemini Enderun
Mektebinde 10 kişilik öğrenci gruplarına öğretmenden ayrı olarak Lala
(rehber) verilirdi. Lalalar kıdemli ve başarılı öğrenciler arasından
seçilirdi. Tanzimat’tan Günümüze Eğitimdeki İnsan Modeli Tanzimattan sonra ülkemizde Batı’ya ve onun değerlerine bir
yöneliş vardır. 1840-1900 yılları arasında Osmanlı toplumunda eğitiminde
Batılılaşma ve laikleşme adına çok önemli değişiklikler yapıldı. 1839’da ilk önce askeri sahada batılılaşmaya yönelik reform
hareketleri daha sonra, eğitimde, adalet sisteminde ve bürokraside yapıldı.
Ülkenin en önemli eğitim kurumları Batılılara teslim edilmesi çok kısa bir
zaman sonra açık bir şekilde görülmeye başladı. Çünkü pozitivist ve materyalist bir eğitim sisteminin
uygulanışını, Mc.Farlena hayretler içinde müşahede etmişti. Yabancı okulların
açılmasına hız verildi. 1867’de Fransız Devletinin maddi ve manevi büyük
yardımlarıyla Fransızca eğitim ve öğretim yapan Galatasaray Lisesi kuruldu.
yıllarca imparatorluğun yönetici kadrolarını aydınlarını, yetiştiren bu
okulun müdürü ve hocalarının çoğu Fransızdı. LONDRA’DAN EĞİTİM SİSTEMİMİZİN GÖRÜNÜŞÜ Lisanımız Dünyada dil zenginliği kelime açısından, birincisi Arapça
ikincisi Fransızca üçüncüsü İngilizce olmasına rağmen İngilizce’den Türkçe’ye
tercümede ne kadar zorluk çekildiği malumdur. Çünkü Türkçe’deki bir kelime,
az bir nüansla İngilizce’de 60-70 kelime karşılığıdır. Bu da bizim öz Türkçe
adına dilimizin ayıklama adına doğurduğu zorluklardandır. Eğitim görmüş bir İngiliz, Shakespeare’in ve en azından
1800’lerde yazılmış eserlerin dilini rahatça anlarlarken; 1900’lerde Türkçe
olarak yazılmış eserler bir Türk vatandaşına yabancı gelmektedir. Bizim
Osmanlı’da eleştirdiğimiz ‘halk ile Ulema arasındaki kopukluğun en büyük
sebebi olan ‘kullanılan kavramların ve sözcüklerin farklı oluşu’ gibi;
İngilizce’de de akademik bilim İngilizce’si ile halkın konuştuğu İngilizce
farklıdır. Yine liseyi bitiren bir İngiliz vatandaşı, ana dili İngilizce’den
yeterlilik imtihanına girmek zorundadır. ‘Git Doktoranı Yap Gel’ Mantığı 1960’lı yıllardan beri yurt dışına öğrenci ve kamu
görevlileri gönderilmesine rağmen hala ülke ve millet çapında Batının bilim
ve teknolojisini alarak onu geliştirmiş değiliz. Japonlar bu işi 20-25 yılda
gerçekleştirdi. 4-5 yıllık masrafı bugünkü değerlerde 300-350 milyon lira
dolayında olan ve her yıl 150-200 öğrenci gönderilerek sayıları 1000 olan ve
1500 tane de kendi imkanlarıyla giden bu öğrenciler spastik olarak ne
çalışacaklarını ve döndüklerinde nerelerde istihdam edilip, millete nasıl
faydalı olacaklarını bilmiyorlardı. Sonuç ortada: Ülkelerine geri dönenlerin
oranı % 30’dur. Ülkelerine dönenler de ya yanlış işlerde istihdam ediliyor,
veya bürokratik engellemelere kurban gidiyor. Devletin ‘Git doktoranı yap
gel’ mantığı öğrencilere önceden mesuliyeti vermekte. Yurt dışında doktora
yapan öğrencilere de hazır bilgilerin olduğu tezler hazırlattırılmakta
(Örneğin Rusya’daki Müslüman Türkler). İngiliz Eğitim Sistemi. İngiltere’de devlet okullarının yanında en az onlar kadar
yaygın özel okullara 7 yaşında alınır, Lise bitinceye kadar da bu okullarda
yatılı kalınır. Buradan mezun olanlar da ülkeyi yönetir. İdarecilerin % 80 bu
okullardan mezundur. Batıdaki İlmi Gelişmeler Ve Biz Bugün Batı dünyası, Düşünce ve fikir bakımından kriz dönemi
yaşamaktadır. Bilim ve din arasındaki 150 yıllık mücadelenin artık sona
erdirilmesi gerektiği inanç ve bilginin insanın iki temel ihtiyacı olduğu
hususlarında pek çok Batıllı bilim adamı ve düşünür kampanya başlatmış
bulunmakta. Oysa 1920’li yıllarda Avrupa’da moda olmuş dinin ve inancın
gereksiz ve manasız olduğunu ileri süren ‘Mantıki Pozitivizm’ isimli
materyalist bilim felsefesi gözlüğü ile yıllardır Türkiye’deki Müslümanları
değerlendiren bir grup aydın, özellikle okumuş insanların dine alaka duymaya
başlamasını ve dindarlaşmasını mantıki pozitivizm felsefesi çerçevesinde
anlamıyorlar. Gerçekte mantıki pozitivizm Hristiyanlığa karşı bir cevaptır.
Oysa bizim aydınımız Batıda Hristiyanlık için verilen hükümleri,
memleketimizde İslamiyet üzerinde infaz ettiler. Batının Bilim ve Teknolojideki seviyesine niçin
ulaşamıyoruz? Yaklaşık 150 yıldır Batı’ ile sıkı bir alış veriş içinde
bulunuyoruz. Bizim toplumumuzda Batıdaki gibi sosyal değişimlere bağlı olarak
halkın yapısına uygun kurulmuş ve oturmuş müesseseler mevcut değil. Batının
üniversitelerinde memleketimizin ve üniversilerimizin ihtiyaç duydukları
konularda, ama çok plansız şekilde küçük bir noktada, kompleks ve pahalı
teknoloji ve laboratuar cihazlarını kullanarak, akademik kariyerini
tamamlamakta ve ülkemize -eğer vatanperver ise- geri dönmektedir. Göreve
başladıktan sonra, Batıda başarılı sonuçlar elde ettiği sistemi, ortamı ve
ilmi araştırma atmosferini bulamamakta; üç beş yıl içinde araştırma, okuma
aşk ve şevkini kaybederek rutin şekilde dersini veren sisteme adapte olmuş
biri veya o üniversiteyi terk edip zengin olma yollarını araştırmaktadır. MUCİD YETİŞTİRMENİN ÖNEMİ Durmadan ortaya çıkan yeni problemler karşısında, milletin,
hürriyet, refah ve saadetlerini sürdürebilmesi mucid ruhlu insanların
yetiştirilmesine bağlıdır. Bilim, teknik ve ekonomide büyük ilerlemelerin
hayal gücüne ve üstün zeka, hızlı problem çözme gibi zihni kabiliyetlerin
eseri olduğunu çok önceden fark eden bu ülkelerin bilim ve fikir adamları
yıllardan beri araştırma yapmaktadırlar. Bu düşüncelerin akis uyandıracağı anlaşılabileceği çeşitli
mesleklerden bir aydın grubuna sahip olmaları da onlar için ayrı bir talih
olmuştur. Zaten Almanların 41, Amerikalıların 40, İngilizlerin 32 Nobel
mükafatı kazanmalarına karşılık, Müslümanların bir tane bile Nobel Ödülü
yoktur. Dünyanın Dahi Yetiştiren Merkezleri 20-30 yıldır ‘yüksek zeka ve mucitlik testleri’ geliştirerek
toplumlarını testlerle sistematik olarak tarayan İsrail, Çin, eski Sovyetler
Birliği ve A.B.D. üstün zekalıların eğitimi için özel okullar ve
üniversiteler tesis etmiştir. Mesela İsrail’in (Cudin şehrinde ‘Ofek’ isimli
özel bir dahi okulu vardır. Bu okulun öğrencilerinden ‘Dan Glük’ 5 yaşında
iken İsrail hükümetine yazdığı bir mektupta Filistin meselesinin çözümü için
ayrıntılı bir barış planı hazırlayıp teklif etmişti. Okulun en başarılı
öğrencisi olan Dan Glük’e geleceğin Einstein’i olarak bakılmaktadır. Novossibirsk’te dahilerin eğitimini profesörlerin üstlendiği
Sovyetler Birliği’nin açtığı dahi okulunun eğitim süresi 3 yıldır. Mucidler Nasıl Keşfedilir? Mucidliğin temel işleme mekanizması olan diverjant düşünce,
mevcut bilgiye dayanılarak yeni orijinal değişik alternatif ve çözümler
üretilmesinde iş görüşü mucidliği ölçen geliştirilmiş özel testlerle mucidler
keşfedilir; I.Q. testi ile zeka seviyesi ölçülür. Mucid kimseler, teknik
konularda daha çok okurlar. Kendi uzmanlıklarının farklı alanlarıyla ilgili mesleki
litaratüre aşırı ilgi duyarlar. Gençliklerinde çok şey okumuşlardır.
Kendilerine ait şahsi dökümantasyon çalışmaları vardır. Mucid Şahsiyetlerin Vasıfları Mucidlerin gruplandırılmış vasıflarının bazıları:
Kararlarında bağımsız, egosu kuvvetli, enaniyetli, kendine güvenen, dediği
dedik, herşeyi kolay kolay kabul etmeyen: ferdiyetçi tiplerdir. Şevkli,
istekli, hırslı, kendi kendine öğrenebilen, ırarlı ve çalışkandır. Güzel
değerlendimeler yapabilen, analiz ve sentez güçleri kuvvetli, anlayışlı ve
kavrayışlı, yüksek muhakemelidirler. Bunlar ‘ben merkezli’ olmalarından
dolayı kolayca kayıp sapabilmektedirler. EĞİTİM NASIL OLMALI İsteklerin Tatmin Edilme Sürecinde Eğitimin Önem İnsanın çevresine karşı organik ve sosyal intibakının
şeklini istek, hedef, engel arasındaki karşılıklı münasebetler belirler.
Bunun için başta isteği değerlendirmek, onun önemini ve karmaşıklığını fark
edebilmektir. Problem çözme ile ilgili vakaları öğrenmesi problem çözmeyi
kolaylaştırmaktadır. ‘Karar vermeden önce düşün, sonra kararını ver’ tembihi
gözönüne alınarak istekleri yerine getirmeden önce, o istekle alakalı bütün
malumatları gözden geçirmeli, varsa tecrübeleri dinlemeli ve diğer
ihtimalleri düşünüp tartmalı ve ona göre, o isteği yerine getirip
getiremeyeceğine karar vermeli. Eğitimde Öğrenci Boyutunun İlk Sıraya Konmasının Önemi Eğitim ve öğretim müfredatları öğrenci boyutu vurgulanarak
hazırlanır. Öğrencinin yaşı, çevresi, ilgi alanları bu sistemde önemlidir.
Öğrenciye verilecek bilgiler, öğrencinin daha önceki eğitimine, nasıl
yetiştiğine ve onun şartlarına uygun hazırlanır. Kısaca öğrenci merkezli bir
eğitimde, öğrenci sistemin temelidir. Öğrenmede Alternatif bir metod: Grup çalışması Grup çalışması ile sıcak bir atmosferde; anlatırken öğrenme,
dinlerken öğrenme, tartışırken öğrenme, soru-cevap tarzında öğrenme, gibi çok
geniş imkanlar ortaya çıkmaktadır. Böylece öğrenciyle birlikte mücadele etme,
birlikte başarma birlikte sevinme, kısacası ‘Biz’ olma duygusunu kazandırma
fırsatı verir. Okuma-Yazma Ve Sözlü Anlatımın Geliştirilmesi Öğrencilerin duygularını, izlenimlerini, tecrübelerini şiir,
hikaye fıkra türlerinde dile getirebilip yayınlayabilecekleri bir okul
gazetesi çıkartma, öğrenci odaklı eğitimin uygulamasına bir model olabilir.
Bu tür faaliyetler hem öğrencinin aktif atılımını sağlayarak kritik düşünmeyi
pekiştirecek, hem de dili güzel bir biçimde kullanmasını sağlayacaktır. Eğitimde Yabancı Dilin Önemi Birçok sahada ortaya çıkan yenilikleri izleyebilme ya da
diğer toplumlara aktarabilme, böylece yaşadığı çağı kavrayabilme bugünün
insanı için önemli bir ihtiyaçtır. İlkönce hangi alanlarda ne tür bir yabancı
dile gerek duyulduğunu belirledikten sonra, bu dillerin, kullanımında hangi
kabiliyetlere ne seviyede öncelik verileceği kararlaştırılmalıdır. Eğitimde Kitle İletişim Araçlarının Önemi Kitle iletişim araçlarının kullanıldığı eğitim-öğretim
ortamında çocuk ve gençler kendi hızları içinde kendi ilgi ve kabiliyetlerine
uygun konuları, kendi çabası ve öğretmenin rehberliği ile öğrenme fırsatına
sahip olacaktır. Bilgisayar Destekli Eğitim Multimedia ürünlerinin kullanılmasında elde edilen netice
şudur: Alışılagelmiş öğretim metodlarına (kitap ve tahta) kıyasen kişiyi daha
uzun süreli ve derin bir alakayla mevzua yönlendirmesidir. Ayrıca kişi daha
uzun süreli anlaşılmış, sindirilmiş bilgiye sahip olmanın yanında, bilginin
nasıl, nerede kullanabileceği hususunda tecrübe kazanır. Öğrencinin bilgisayarla etkileşim içine girmesi, deneme ve yanılma yoluyla öğrenciye geri besleme sağlanması: Yüksek işlem hızı sayesinde birçok benzetmeye açık olması özellikle gerçek hayatta bile yapılamayacak veya tehlikeli olacak olayları bir anda yapması ve gözlem imkanını sağlaması, görüntüleri istenen hızda ve sırada kompoze ederek kullanabilmeyi mümkün kılmaktadır. |
|---|