![]() |
|---|
|
|
İNANCIN
GÖLGESİNDE 2
Yazar : M. Fethullah GÜLEN Yayınevi : NİL YAYINLARI Baskı : Anakara / 1996 / 236 shf. BİRİNCİ BÖLÜM PEYGAMBERİMİZİN NÜBÜVVETİ Mevcudat içinde hiçbir varlık Gayesiz ve vazifesiz
yaratılmamış ve hiçbir canlı da rehbersiz bırakılmamıştır. Karıncayı
meliksiz, arıyı beysiz, balık ve kuşları beysiz bırakmayan Allah (cc.)
elbette insanları da Peygambersiz bırakmayacaktır. İnsanlar akıllarıyla kainatta cereyan eden hadiselere bakıp.
Allah (cc.)'ı bulsalar bile yaratılışındaki gaye ve hikmeti nereden gelip,
nereye gittiklerini ve ibadetlerinin keyfiyetlerini Peygambersiz bilemezler. Muhakkak ki Allah (cc.)'a iman, saadetinin kaynağıdır. Ama
beşer perişaniyetten ve derbederlikten kurtulamayacaktır. Evet, insanlık
başıboşluktan kurtulmak istiyorsa, bütün ruhuyla, bütün hissiyatıyla
‘Muhammedün Rasulullah’ demelidir. Tevrat ve İncil Peygamberimiz'in (sav.) nübüvvetine
delildir. Geçmiş peygamberlerle birlikte geçmiş mukaddes kitaplardan
Tevrat ve İncil, Hatem-i Enbiya'nın Peygamberliğine birer delil ve şahittir.
Tahrif edilmiş olmalarına rağmen Hüseyni Cisri gibi allameler, elimizdeki
Tevrat ve İncil nüshalarında bu mevzu ile alakalı pek çok işaretler
bulmuşlardır. -’Onlar için kardeşleri arasından, senin gibi bir Peygamber
çıkaracağım ve sözlerimi O'nun ağzına koyacağım’. (Kitab-ı Mukaddes, Tesniye
Babı, Ayet:18) -’Rab, size başka bir Faraklit verecektir. Ta ki, daima
sizinle beraber olsun’. (Yuhanna, Bab: 14 Ayet: 15) (Faraklit'in aslı Yunanca Piriklitos olup, Arapça Ahmet
kelimesinin karşılığıdır. Ahmet, Efendimiz (sav.)'in isimi olup Kur'an-ı
Kerim'de de O'nun İncil'de Ahmet olarak geçtiği açıkça ifade edilir). -Su mucizeleri -Hasta ve yaralıların şifa bulması -Hayvanatın Efendimiz (sav.)'i tanıması -Dağların-taşların Peygamberimiz (sav)'e şahadetleri -Efendimiz (sav.)'in dualarının kabul olunması -Meleklerin ve cinlerin Peygamberimiz (sav.)'e görünme ve
kendileriyle konuşmaları. -Gaybe ait mucizeler -Ağaçların Efendimiz'e şahadetleri Peygamber Efendimiz (sav.) siyasi iktisadi ve vicdani bazı
nedenlerden ötürü çok evlilik yapmıştır. 25 yaşında dul bir kadınla evlenmiş
Hz. Hatice validemizin vefatından sonra çok evlilik yapmış ilerlemiş yaşında
sadece dul ve yetimleri gözetmek amacıyla evlenmiştir. İKİNCİ BÖLÜM KUR'AN-I KERİM Kur'an bir kitaptır. Cenab-ı Hak onu azametiyle peyderpey
insanların maslahatlarına cevap verecek şekilde indirmiştir. hem Kur'an çok
bereketli bir kitaptır, mübarektir, kutsidir. Kutsiyet ve uluhiyyetinde eşi
yoktur. Kur'an bereketin ta kendisidir. Kur'an hayatın hayatıdır. İnsan hayatının hayırlı müteyevmin
ve mübarek olması Kur'an-ı Kerim'i hayatına düstur yaptığı nisbette olur.
Kur'an'dan uzak bir hayat uğursuzdur, gereksizdir. Kur'an'dan uzak bir
milletin hayatında dedikodu, keşmekeşlik vardır. Kur'an-ı Kerim dil ve ifade yönüyle hiçbir kitaba
benzemeyip, tüm ilimleri kapsamaktadır. Kur'an insanın yaratılış gayesi ve kendisinin taşıdığı ana
maksatlar istikametinde her şeyden kadri, kıymeti ve değeri ölçüsünde
bahseder. -Peygamberimiz (sav.)'in Risaletinden önceki hayatı da O'nun
Peygamberliği'ne delilidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cahiliye dönemi geleneklerinin
hiçbirine uymamış, ‘Muhammedü’l-Emin’ olarak isimlendirilmiştir. -Peygamberimiz'in düşmanları bile O'nun sıdkına şahittirler.
-Peygamberimiz'in Risaletini ilanından sonraki hayatı da
O'nun Peygamberliği'nin ve davasındaki doğruluğunun bir başka şahididir. -Peygamberimiz'in eşsiz ahlakı da Nübüvveti'ne şahadet eder.
Bir insanın; -En yüksek ve en güzel ahlakı temsil etmesi -Her türlü güzel ahlakın zirvesinde bulunması -Yüksek ahlakın bütününe, hiçbirini nakzetmeden ve zıddının
sahasına girmeden sahip olması Güzel bir ahlakla arz-ı endam ederken diğerlerini
unutmaması, ihmal etmemesi ve başka birisiyle karıştırmaması o insanın
doğruluğuna ve Peygamberliğine delalet etmez mi? -Peygamber Efendimiz'in her alandaki İnkılapları
Nübüvvetinin delilleridir. -Peygamberimiz'in gelecekle alakalı haberleri Nübüvvet'inin
ve Risalet'inin delilleridir. -’Benden sonra hilafet, 30 sene sürer ve sonra saltanat
olur.’ buyurmuştur ve aynen gerçekleşmiştir. -’Ebu Zerr'in yalnız yaşayıp öleceğini’ -Ayrıca İstanbul, Mısır, İran, Hindistan, Kudüs ve Kıbrıs
gibi beldelerin fethedileceğini de haber vermişlerdir. Ümmi bir Zat'ın geçmiş ve gelecekle ilgili hepsi de doğru
haberlerini öğrendikten sonra, O zat (s.a.v.)'ı Peygamber kabul etmeyen ve
muhabbet beslemeyen insan gerçekleri görmeyendir. -Peygamberimiz (s.a.v.)'in mucizeleri O'nun Nübüvvetinin ve
risaletinin şahitleridir. Mucize: Nübüvvetini ispat, ehl-i küfrün inadını kırmak ve
müminlerin imanını kuvvetlendirmek için Nebi'nin elinden Allah (cc.)'ın
yaratıp meydana getirdiği harikulade hallerdir. -Mirac mucizesi -Ay'ın ikiye ayrılma mucizesi -Yemeklerin bereketlenmesi ÜÇÜNCÜ BÖLÜM METAFİZİK GERİLİM, CEMAATLEŞME ŞUURU, CİHAD VE BAZI
DÜSTURLAR 1.KISIM METAFİZİK GERİLİMİN MUHAFAZASI VE ÜLFET PERDESİNİ AŞMANIN
ÇARELERİ Ledünni (iç alemle alakalı) meseleler. 1.Benlikten vazgeçilmelidir. 2.İradenin kavgası verilmelidir. 3.Nefse düşkünlükten vazgeçilmelidir. 4.Marifetullah'a ulaşmaya çalışılmalıdır. 5.Kalb ve ruhta operasyon yapılmalıdır. 6.Daima tefekkürle kalp ve kafayı beslemek lazımdır. 7.Hayalde de istikamet kazanmak lazımdır. 8.Ölümü çok hatırlamak lazımdır. 9.Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak, ölümü unutturur. 10.Gecenin siyah zülüfleri sırasında gözyaşları ve teheccüd.
11.Evlenmeli, mümkün değilse oruç tutmalıdır. 12.Ashab-ı Kiram'ın hayatı yaşanıp yaşatılmalıdır. 13.Nifak ve ‘günaha girdim’ endişesi taşınmalıdır. Afaki (dış aleme ait) meseleler: 1.Cemaat halinde yaşamak hayati bir zarurettir. 2.Yalnız kalmayıp mutlaka iyi arkadaşlar edinmek lazımdır. 3.Gözlerimizi çarşı, sokakta haram manzaralardan
sakınmalıyız. 4.İnsan meşguliyetsiz kalmamalıdır. 5.Allah (cc.)'ın dinine yardım edene Allah (cc.) yardım
eder. II.KISIM İRŞAD, TEBLİĞ VE DİNE HİZMETLE CANLI KALMANIN YOLU 1.Allah (cc.) irşad ve tebliğde bulunmayı emreder. 2.Dine hizmetten daha büyük vazife yoktur. 3.İrşad ve tebliğ ‘farzlar ötesi farz’ mesabesindedir. 4.Gaye Allah (cc.)'ın rızasını kazanmaktır. 5.Bu vazifede temel şart dertli ve sancılı olmaktır. 6.Devrimizde en ehemmiyetli mesele imanın kurtulmasıdır. 7.Günümüz dertlerine deva olan kitaplar okunmalıdır. 8.Dine hizmet edenler devrin şartlarını bilmeli ve topluma
sırt çevirmemelidir. 9.Efendimiz (s.a.v.)'in takip ettiği strateji bilinmelidir. 10.Netice Allah (cc.)'tan beklenmelidir. 11.Lügatımızda kırılma, darılma ve ümitsizliğe düşme yoktur.
12.İstişare esastır. 13.Ya hayır söylemeli ya susulmalıdır. III. KISIM İRŞAD FAALİYETİNE ZARAR GETİREBİLECEK HUSUSLAR 1.Münakaşa ve münazaralardan uzak durulmalıdır. 2.Siyasetten kaşınılmalıdır. 3.Kabiliyet ve imkanları değerlendirmekten kaçınılmamalıdır.
IV. KISIM DİNE HİZMET EDEN ŞAHIS VE CEMAATLERİN BİRBİRLERİYLE
MÜNASEBETLERİ NASIL OLMALIDIR? 1.Meşreb aynı hakikatlerin teferruatına ait anlayış
farklılığıdır. 2.Birden fazla meşrebin varlığı, yaratılış hakikatının
gereğidir. 3.Meşrebler arasında temel mes'elelerde ve usulde farklılık
yoktur. 4.Düşünen kafalar ve duygularla köpüren kalpler, bir ruh
etrafında birleşmeli ve bütünleşmelidir. 5.Yüreklerin toplu attığı bir kardeşlik için Allah (cc.) ve
Rasulü (s.a.v.)'nün ölçüleri mihrabımız olmalıdır. 6.İctimai çalkalanmalar İslam’ı bulup, bu buluşun sahilinde sükuna erecektir. D-Nebi ve Resul kavramı:
Resul; kendisine vahiyle şeriat verilen ve onu tebliğ ile görevlendirilen
peygamberdir. Nebi; kendisine şeriat verilmeyip, bir önceki şeriatla amel
etmesi ve onunla toplumu, yani gönderildiği kavim veya milleti eğitmesi
emredilen peygamberdir. Bu tarife göre, her resul aynı zamanda nebidir, ama
her nebi resul değildir. Araplar beşer cinsini, Allah’ın risaletini taşıyacak güçte
görmemişlerdir. Araplar üstünlüğü mal ve mülkten ibaret görüp, insanın manevi
yönünü inkar etmişlerdir. Hastalıkta, sıhhatte, fakirlikte ve zenginlikte
peygamberle beraber olmalarından dolayı, Allah’ın elçileri olduklarını uzak
görmüşledir. Zira cahiliyye dönemine göre; peygamberlerin herşeyde ileri
olmaları gerekirdi. Prof. Dr. Süleyman Ateş tefsirinde şöyle demektedir: “Resul
ile nebinin aynı anlama gelip gelmediği üzerinde ayrı görüşler vardır. Genel
kanıya göre resul, insanları irşad için gönderilen ve kendisine vahiy gelen
peygamberdir. Haber veren anlamındaki nebi ise vahiy değil, sadece ilham
alan, ya da rüyada kendisine ilahi düşünceler verilen peygamberdir. E-Ahiret kavramı: Kur’an-ı
Kerim’de ahiret günü, ahiret yurdu gibi isimlerle isimlendirilen ahiret;
kıyametle birlikte başlayan yeni yaşantıya verilen genel bir isimdir. Bu
dünya hayatından sonra başlayacak olan yepyeni bir hayattır ki mü’minler buna
kesin olarak inanırlar. Dünyaya neş’e-i ula(ilk yaratma), ahirete neş’e-i
saniye(ikinci yaratma) denir. Ahiret ebedi hayattır. Ahiret hayatını, bilginlerden kimi
tamamen ruhani, kimi de hem ruhani, hem cismani kabul eder. Fakat Kur’an’ın
ruhundan anladığımıza göre bu hayat, hem ruhani hem de maddi ve hissidir.
Ancak ahiretteki maddi hayatı, bildiğimiz şu dünya maddesinden mahiyet
itibariyle farklıdır. Ölüm, İslam öncesi Araplar arasında bir yok oluş olarak
kabul edilmiştir. Onlara göre ölüm bir sondur. Ölüm ötesi onları hemen hiç
ilgilendirmemiştir. Onların çoğuna göre bu dünya hayatından sonra hiç birşey
olamaz. Vücut toprağa gömülünce çürür toz toprak olur, ruh ise bir rüzgar
gibi uçup gider. Kur’an öğretisinde ahiret kavramı insanın ölümünden sonraki
ebedi, sonu olmayan, gelecekteki bir hayatı ifade etmektedir. Ahiret kişinin
ölümü ile, başka bir deyişle dünyadaki hayatının sona ermesiyle başlayan
yeni, ancak bu defa sonsuz bir hayat dönemidir. Kur’an ahireti anlatırken, kullandığı üslup dikkatleri
çekici, muhatapta vicdani tepkiler uyandırıcı, onun iç hayatında bir
hareketlenme meydana getirir. O alem sanki bizzat muhatabın gördüğü bir
resim, adeta bir canlı, bir şahıs haline gelmiştir. Böylece bu ayetleri
okurken, muhatap kah son derece heyecanlanır, kah tüyleri ürperir, kah
korkuyla dolar, kah huzur ve güven duyar, kah ateşin yalımları ile sarılır,
kah cennetin latif rüzgarlarını hisseder. Böylece vaadedilen günün
gelmesinden önce, onu bu dünyada tanır. F-Kader ve Kaza Kavramı:
İnsan hayatının en önemli çağı, son çağıdır. Yani ölümüdür. Cahiliyye insan
düşüncesine göre ölüm, en önemli meseledir. İnsan hayatının başlangıç çağına
fazla ilgi göstermemiştir. Şayet düşünülseydi, normal olarak başlangıç
Allah’a bağlanırdı… Onlara göre insan da varlığını Allah’ın yaratmasına
borçludur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: İnsan
yaratılınca, Yaradanıyla bütün bağlarını keser. Ve yeryüzüne geldiğinden
itibaren varlığını, çok daha kuvvetli bir patronun eline koyar onun
yönetimine girer. Bu diktatör patronun yönetimi, ta insanın ölümüne kadar
sürer. Ölüm de hayatı boyunca zulmü altında inlediği bu zalim diktatörün son
darbesidir. Allah kainatta ne olacak ise onların hepsini vukuundan önce
bilir. Allah’ın bildiği şeyler de zamanı gelince olur. Bunlardan kaçmak
mümkün değildir. İşte İslam’da kader budur. Prof. Dr. Süleyman Ateş tefsirinde ; “Müfessirler, bazı
rivayetlere dayanarak kader meselesine girmişlerdir. Kader Allah’ın ezeli
ilmidir ve Allah zamansız olduğu için O’nun ilmini bizim ölçülerimizle
değerlendirip o bilginin mahiyeti hakkında bir hüküm vermemiz yanlış olur. Kaza’nın anlamı ise, yapmak yerine getirmek, tamamlamaktır. İrade ve karar verme anlamı mecazidir. Bir şeyi tamamlamak demek olan icad, önce onu istemekle olur. Bu istek sonucunda iş yapılır. Bundan dolayı işi yapmak, tamamlamak anlamındaki kaza, mecazen irade(istemek) anlamında kullanılmıştır. İbnu’s-Seyyid’e göre kaza ve kader aynı anlamdadır. Fakat genellikle kaderi, bir şeyi yapmazdan önce takdir etmek, kazayı da planlanan şeyi uygulamak, yoktan varlık alanına çıkarmak şeklinde ayırmışlardır. |
|---|